çiçek2

Alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2014 Cuma

SOMALİYE YARDIM

KARNIM ÇOK ACIKTI ANNE.. BUGÜN NE PİŞİRDİN ANNE. ÇOK AÇIM ve ÇOK SUSADIM ANNE. GALİBA ÖLÜYORUM ANNE...

Açlıktan, susuzluktan, hastalıktan, yoksulluktan, yoksunluktan.. 
Savaşlardan, bir türlü bitmeyen kaoslardan, acımasızlıkdan ve buna benzer bir çok nedenden dolayı  yaşamdan koparılan tüm 
'Dünya Çocukları'na ithafen..

Tekrar Yayın





Bugün ne pişirdin anne?.
Hep senin sevdiğin şeyleri yavrum. Hep senin sevdiğin şeyleri. Köfte, patates, peynirli makarna ve tatlı olarak muzlu pasta.

Bugün ne pişirdin anne?.
Yiyecek hiç bir şeyimiz yok yavrum. Hiç bir şeyimiz yok. 
Bir damla suyumuz bile yok.

Bekle yavrum, ne olur ölme. 
Dünya unuttu bizi, Türkiye'nin yardımları ise gelmek üzere..
Bekle yavrum ne olur, ne olur ölme..





Anne çok acıktım, bugün ne pişirdin? sorusuna, anneler genellikle:
-Hep senin sevdiğin yemekler yavrum veya Allah ne verdiyse onu pişirdimyavrum diye cevap verirler.

SOMALİ'de!. Somali'de ise:
-Umut çorbası. Lütfen yardım edin çığlığı ile duyun sesimizi aşı (yemeği).

Eğer çeteler olmasaydı, eğer sen yöneteceksin ben yöneteceğim kavgaları son bulsaydı, eğer devlet mevcudiyetini (varlığını) vatandaşlarına hissettirebilseydi, sömürge mantığını yerleştirme çabasında olmasaydı bazı devletler, eğer insanlar düzen içinde olmanın ve hiyerarşinin kurallarını benimseyip birbirleriyle değil de, kuraklık ile, cahillik ile, olumsuz şartları oluşturan durumlar ile mücadele edebilselerdi, eğer tüm dünya bir dilim ekmeğin, bir dilim pizanın, bir tabak pilavın yarısından feragat edebilseydi Somali'li için; Mogadişu, Hergeisa, Kismayo, Berbera ve Marka şehirlerinde yaşam mücadelesi veren anneler o melun cevabı vermeyeceklerdi bebeklerine. 

Yiyecek hiç bir şeyimiz yok..

Sömürülmeye boyun eğmeyen bir devletleri, irade sahibi yönetenleri ve olumlu düzenin, doğru otoritenin güçlü nefesi olsaydı şayet, huzur içinde yaşayacakları evleri de olurdu anaların, mutfakları da.. 

Hanelerinde elektrikleri, ocakları, çorba pişirebilecekleri bir avuç pirinçleri, şehriyeleri, mercimekleri.

Açlığın yorgunluğu ve ölümün kokusu; kucaklarında avutmaya çalıştıkları bedenleri sarmasaydı, o analarında önlerinde mutfak önlüğü, yüzlerinde gülücük yavrularına şu iki güzel cevaptan birini verirdi mutlaka: 
-Senin sevdiğin şeyleri pişirdim çocuğum veya tanrı ne verdiyse yavrum. Tanrı bize ne verdiyse.

Ey dünya uyuma; 
SOMALİ aç.
SOMALİ çaresiz.

SOMALİ'de su yok. Ekmek yok. Aş yok. Pişirecek, yiyecek hiç bir şey yok.

Anneler çaresiz. Evlatlar ölüyor. Sahip olduğu bir lokmayı hangi evladına yedirsin, hangi yavrusunu ölüme versin!. Kararsız. 

Ey dünya uyuma!.

Sen gökyüzündeki yıldızları, mehtap yerine seyrederken, SOMALİ'de yaşayanların evi yok. Çatısı yok. Yıldızların güzelliğini seyredecek mecali yok.

Ey dünya uyuma!. 

Sen kapını kilitleyip güven içinde, huzur ile yatağında yatarken, SOMALİ'linin kilitleyecek kapısı yok. Güveni yok, güvenliği yok. 

Ey dünya uyuma!. 

Sen; su, soda, kola içerken, o susuzluğunu dudaklarına çaldığı bir damla su ile gidermeye çalışıyor. Sen hazımsızlığına çare bulurken, SOMALİ'li midesinin, bağırsaklarının çığlığına, açlığına, susuzluğuna ne yazık ki çare bulamıyor.

Haydi dünya bir şeyler yapalım..

Tüm dinler, diller, ülkeler, insanlar gönül gönüle verelim. El ele tutuşalım. Bugün pişirdiğimiz yemeklerden bir tabağı yemeyelim, yarın için arttıralım. Yarın pişireceğimiz yemek malzemelerinin parasını ise SOMALİ'ye yollayalım...

Bir bardak suyun yarısını içip yarısını dökeceğimize, bozuk çeşmeden damlayan o tek damla suya kayıtsız kalacağımıza; varlıklarımızı SOMALİ insanları ile paylaşalım.

Haydi dünya onlara;
UMUT olalım. 
ÇARE olalım.

Ekmek olalım, su olalım, ilaç olalım.
Koli olalım, binlerce koliler olalım.
Tırları dolduralım, uçakları dolduralım. SOMALİ'ye doğru yola çıkalım..

Duydum ki bu gün Londra'da, Somali Konferansı başlamış.

Sende duy, sende bil Somali, TÜRKİYE'm tüm dünyayı uyandırmış.

Dayan Somali dayan!.
Yakında açlığın da karnı doyacakmış. Ölümün de..

 
                                             
Lütfen; izleyicim olun veya olmayın; herkes ile paylaşın. Yada sizde düşüncelerinizi yazın. 


Somali kurtulsun diye. 
İnsanlık ölmesin diye...

10 Ekim 2013 Perşembe

zilhicce ayı

Zilhicce Ayı

 Resulullah (sav):"Bu on gunun hayir ve bereketinden mahrum kalana yaziklar olsun" buyurdu
Peygamberimiz (sav) diyor ki:

Bir gün Musa Peygamber (as), "Ey Rabbim!"der"Bunca dua ettim hiçbirini kabul etmedinSöyle bana, sana nasıl ve ne zaman dua edeyim?" Bu soruya Yüce Allah (cc) şöyle cevap verir: "Ey Musa!Zilhicce ayı nın ilk 10 günü, La ilahe illallah cümlesini söyle ki dileğini yerine getireyim"

Bu defa HzMusa, "Ey Rabbim, o cümleyi bütün kulları söylüyor" derYüce Allah da kendisine şöyle cevap verir "Ey Musa!Zilhicce ayının ilk 10 günü içinde BIR defa , LA ILAHE ILLALLAH diyen kimsenin bu sözleri amel terazisinin bir kefesine, 7 kat gök ile 7 kat yer de diğer kefesine konulsa şüphesiz ki birinci kefe ağır basar"

Peygamberimiz (sav) diyor ki:

Allah (cc) Adem peygamberi zilhicce ayının ilk 10 gününün birinci günü affetmiştirİşte bu günde oruç tutan kimsenin Allah (cc) ufak-tefek günahlarını affederAllah (cc), Yunus Peygamberin duasını Zilhicce ayının ilk onunun ikinci gününde kabul ederek kendisini balığın karnından dıþarı çıkarmıştırBu günde oruç tutan kimse, en ufak bir günah işlemeksizin,bir yıl ibadet etmis gibi sevap kazanır

Zilhicce'nin üçüncü günü Allah (cc) Zekeriya Peygamberin duasını kabul ettiBugünde bir dilekte bulunanların dileğini Allah (cc) muhakkak yerine getirir

Zilhicce'nin dördüncü günü İsa Peygamberin Doğduğu gündürBu günde oruç tutanlardan Allah (cc) umutsuzluk ve yoksulluk gibi kaygıları kaldırırO kimseler aynı zamanda kıyamet günü iyi kullarla beraber olacaktır

Beşinci günü Musa Peygamberin doğum günüdürBu günde oruç tutan kimse münafıklıktan ve kabir azabından kurtulur

Altıncı günü Allah (cc), sevgili peygamberi Hz Muhammed (sav)'e hayır kapılarını açarBu günde oruç tutanlara Allah (cc) rahmet nazarıyla bakar ve onları ebediyen azaba uğratmaz

Yedinci günü cehennem kapıları kapanırZilhiccenin ilk 10 günü geçene kadar asla açılmazBu günde oruç tutan kimseye Allah (cc) bilgisinin kavrayamayacağı derecede sayısız mükafatlar verir

Sekizinci günü İbrahim Peygamber (as)ın kurban kesme hususundaki rüyasını, gördüğü ve düşünmeye koyduğu gündürBu günde oruç tutan kimseyeAllah (cc) bilgisinin kavrayamayacağı derecede sayısız mükafatlar verir Dokuzuncu günü arefe ( İbrahim Peygamber (as)'in oğlu Ismail'i kurban kesmesi gerektiğini anladığı) günüdür

Bu günde oruç tutan kimsenin Allah (cc) geçis ve gelecek ufak-tefek bir yıllık günahını affeder"Bu gün dininizi (islamiyeti) son olgunluk derecesine eriştirdim ve size karşı olan nimetimi tamamladım" diyen Allah kelamı bugün inmiştir


Peygamber Efendimiz (sav) bugunlerin onemini soyle ifade ediyor:

"Salih amellerin Allah'a en ziyade sevgili oldugu gunler bu on gundur! Ondaki her bir gunun orucu bir yillik oruca (sevapca) esittir. Ondaki bir gece kiyami (ibadetle ihya edilmesi) Kadir gecesinin kiyamina (ihyasina) esittir.

Peygamber Efendimizin zevcesi Hafsa (r.a) diyor ki:

"Resulullah (sav) dort seyi terk etmezdi: Asure gunu orucu, Zilhicce'nin on gunu orucu, her ay uc gun orucu ve sabahin iki rekât sunneti."

Ebu'd-Derda (r.a) Zilhicce ayinin onemini soyle anlatiyor: "Zilhiccenin ilk 9 gunu oruc tutmali, cok sadaka vermeli, cok dua ve istigfar etmelidir. Cunku Resulullah (sav):

"Bu on gunun hayir ve bereketinden mahrum kalana yaziklar olsun" buyurdu.

Zilhicce'nin ilk dokuz gunu oruc tutanin, omru bereketli olur, mali cogalir, cocugu belâlardan korunur, gunahlari affedilir, iyiliklerine kat kat sevab verilir, olum aninda ruhunu kolay teslim eder, kabri aydinlanir, Mizan'da sevabi agir basar ve cennette yuksek derecelere kavusur." (Sir'a)

Allah indinde Zilhiccenin ilk on gununde yapilan amellerden daha kiymetlisi yoktur. Bugunlerde tesbihi (Subhanallah), tahmidi (Elhamdulillah), tehlili (La ilahe illallah) ve tekbiri (Allahu ekber) cok soyleyin! (Abd b. Humeyd, Musned, 1-257)

Allahu Teâlâ'nin bereketli kildigi, Kur'ân-i Kerim'de uzerine yemin edilen, Zilhicce'nin ilk on gecesinde yapilan amellere 700 misli sevab verilecegini Peygamber Efendimiz (sav) mujdeliyor. Bugunler bizlere tevbe etme ve kisa zaman dilimlerinde tekrar cok semere elde etme firsatinin verildigi gunlerdir.

Biz de Peygamber Efendimize tabi olarak, gunduzleri orucla gecirmeli, sadaka vermeli, Allahu Teâlâyi zikretmeliyiz...

Allah yapacağımız ibadetleri ve hayru hasenatı kabul ve makbul eylesin..

17 Eylül 2013 Salı

Kadir Mısıroğlu

Kadir Mısıroğlu ilk defa kendisini dinliyorum tarihçi, hukukcu, yazar. Herhalde 80 yaşında vardır ama müthiş hafızası var, zeki, akıllı bir adam lütfen youtube tan videolarını izleyin. Ben her hafta böyle bi tarihçi, bi din adamı, bi araştırmacı v.s. videolarını izlemeye çalışırım. Sonra karşı fikirleri olanlarla mukayese ederim. O zaman gerçekler nasıl anlaşılıyor inanamazsınız.Çok kızdığım şey aynı fikirde sabit kalanlardır fikri sabit.. İnsan değilmiyiz dünkü aklımı, fikrimi beğenmek zorunda mıyım? Kendimi değiştirmek, geliştirmek atalarımla aynı düşünmemek kadar doğal hakkım olamaz mı ?... İlahlaştırılan insanların hataları gün yüzüne çıkamaz mı?..Babamın partisine oy vermek zorundamıyım, her din adamının söylediği kuranda var mıdır neden duyduklarımı bi de ben araştırmıyım?. Büyük İsrail devleti nedir, yahudiler kendi dışındaki insanların onlara hizmet etmek için yaratıldıklarını tevrata dayanarak (tabiki değiştirilmiş tevrata ) savunurlar , niye?.. Benim ülkemde umulmadık insanların mason oldukları, masonluğun ne ve neye hizmet ettiklerini , ülkemde bozguncuların ermeni asıllı olduklarını, pkk nın kürt görünüşlü ermeni hareketi olduğunu, zamanında osmanlıyı paşaların bitirdiğini, neden çin, japonya gelişirken harflerini değiştirmedide bizim türkçe konuşup yunan harflerini kullandığımızı, neden Atatürkü dinsiz gösterdiklerini, neden soyunu sopunu bilmediğimiz bir liderimiz olduğunu, neden yasaklı kitaplar olduğunu ve bunları daha çok okumak istediğimi, neden zenginler Türkiyede faiz oranları düşünce darbeye taraf çıktıklarını ki dikkat edin gezi olaylarından önce düşen faiz o zaman yükseldi ,benim 10 yıl önceki halimden eser olmadığını, deccalin, mehdinin, isa nın ne zaman geleceğini, okuduğum kitapların bana ne kattığını asıl ilmin ALLAH ın kelamı olduğunu, insanlara hoşgörülü olup herkesi dost edinmemeli olmayı, osmanlının filistini nasıl kaybettiğini, şu an halen devam ettiğim kuranı kerim mealine aşık olduğumu onu asla ve vallahi billahi bir insanın yazmıyacağına inandığımı, okurken insanoğluna gelmiş rahmete hayran, felaketlere korkuyla ürperdiğim şu an bizimde o kavimler gibi bize gelen musibetlerin farkında olmadığımızı, müslümanları önce dinleryle, sonra kalkınmalarıyla tuzağa düşürenlerin gayrimüslümler olduğunu ve onlardan asla dost olamıyacağını, hasmımın hasmı dostumdur dediklerini ve hepsinin emir aldıkları başlarının şeytan olduğunu, ALLAH a KURAN a inanıp içindekileri uygulamayan, şeytanın eğittiklerinin kendilerine göre yorumladıklarını üstün tutan, din olsun ama içeriği bize uygun olsun, çeşitlendirilip bozulsun, ALLAH bizi affeder ama çevremizde gülünç olmayalım, açıklık medeni kapalılık 'bu ne hal' .... OFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFF ve AFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFF......... Daha nice nice sorular, kavramlar.. Hepsini sorgularım arartırırım. Googleye sadece en güzel kurabiyeler yazmam... Sevgilerimle....

6 Eylül 2013 Cuma

kuşun 3 öğüdü

Adamın birisi hile ile tuzağına bir kuş düşürmüş. Kuş ona demiş ki:
Ey ulu kişi! Sen şimdiye kadar birçok deve kurban ettin, birçok öküz, koyun yedin! Dünyada onlarla doymadın da, benimle mi doyacaksın? Benim bir lokmacık etim, ne karın doyurur, ne de bir derde deva olur. Eğer beni bırakırsan sana üç mühim öğüt veririm...

Birincisini elinde iken, ikincisini şu duvarın üzerinde, üçüncüsünü de ağacın dalına konduğumda.
-Bu üç öğütle bahtın iyileşir, rahat edersin. Ne dersin ha?
-Tamam.
-Bak birincisini söylüyorum:
“Olmayacak söze; kim söylerse söylesin, inanma! ”
Adamın aklı yatmış kuşun bilgeliğine.
-İkincisi ne? diye sormuş.

Gevşetilen parmakların arasından, pırrr diye uçan kuş, duvarın üzerine konup demiş ki:

“Geçmiş, gitmiş şeye üzülme… Fırsatı kaçırdın diye dövünme!
Bak beni bıraktın ama şu küçücük bedenimde değerine paha biçilemeyecek ellişer gramlık iki tane inci vardı. Sana da, oğullarına da yeterdi de artardı bile! O inci senin hakkındı! Fakat kısmetin değilmiş kaçırdın… Dünyada bir eşi bulunmayacak kadar kıymetli ve emsalsiz idi…”
İnci sözünü duyar duymaz, tamahkâr, eyvah diyerek dövünmeye başlar.
Kuş :

Sana geçmiş, gitmiş şeye üzülme, gam yeme diye nasihat etmedim mi?

Mademki, geçip gitti… Neden üzülürsün?
Sen; ya benim öğüdümü anlamadın yahut da sağırsın! Oysa, ben kendim elli gram gelmem ki zaten, içimde yüz gramlık inci nasıl bulunabilir?
Adam bu söz üzerine kendine gelerek;
Haydi, demiş… O üçüncü öğüdünü söylemeyecek misin?
Kuş :
Ahmağa nasihat kâr etmez.

Allah için, o ikisini tuttun da üçüncüsünü mü istiyorsun? Bilgisiz ve ahmak kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum saçmaktır. Açgözlülük insanı kör ve sağır eder. Hakikati görmeye mani olur..!


(MESNEVİ’DEN)

27 Ağustos 2013 Salı

kurbanım

Kurbanım
Yar adıyla başlayayım sözüme
Gülsüz bağda bülbül ötmez kurbanım
Sözü önce söyleyeyim özüme
Yoksa kalpten kalbe gitmez kurbanım

Sen senin olmazsan tüm dertler biter
Varını yokunu mürşidine ver
Ustanın elinde kütük ol yeter
Teslim olan zarar etmez kurbanım

Güvenme kendine ben oldum diye
Pişenler hamım der, bir düşün niye
Tövbe lazım ettiğimiz tövbeye
Bir tövbeyle bu iş bitmez kurbanım

İltifat beklemek kırılmak nedir
O kapıdan kovsa sen bacadan gir
Ha sevmiş ha dövmüş ikisi de bir
Sevmese kaşını çatmaz kurbanım

Çalış nasibini al dünyadan yana
Ama sanma dünya yar olur sana
Ahiret parası lazım insana
Güneş hep batıdan batmaz kurbanım

Hizmet yoksa himmet olmaz bu kesin
Hem hizmet nimettir böyle bilesin
Gayret et gönle gir “benimdir” desin
Sultan kölesini atmaz kurbanım

Yap dediğini yap emrine göre
Bu iş bensiz olmaz deme boş yere
O eli tutmuşsa insan bir kere
Nefsini hesaba katmaz kurbanım

Cahiller ağzını açınca ben der
Ben deyip yol alan var mı hiç göster
Eli hep güzel gör kendini hep yer
Tezek su dibine batmaz kurbanım

Günahtı sevaptı bunlar boş hesap
Her neyi yaparsan Allah için yap
Avamın işidir bu hesap kitap
Aşıklar kar zarar gütmez kurbanım

Dua kabul, niye sıddıkın ahı
Ne dedi hızıra nakşibend şahı
Hatırla idrak et anla bu rahı
Ben sadıkım demek yetmez kurbanım

Sadakat ne derse doğru demekmiş
Onsuz doğrulara eğri demekmiş
Sadakat sıddıkın bağrı demekmiş
Ciğer yanar duman tütmez kurbanım

Er olmak isteyen serinden geçer
Bir saki elinden badeyi içer
Seç deseler yarin zehrini seçer
Ağyarın balını tatmaz kurbanım

Sözün özü derdi minnet bil cana
Yare can ver ki can yar olsun sana
Serdar isen serini koy meydana
Kurbanlara bıçak tutmaz kurbanım
Serdar Tuncer

19 Temmuz 2013 Cuma

CUMA


''Sonum yokluk olsa bu varlık niye ?''
                           Necip Fazıl

''Bütün dünya bir oyun sahnesidir. Kadın erkek  bütün insanlarda sadece oyuncudur. Her birinin giriş ve çıkış zamanları vardır.''
                             William Shakespeare

''İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar''
                                           Hz. Ali

De ki: “Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.”
                                                         Cuma suresi 8.

CUMAMIZ HAYIRLARA VESİLE OLSUN İNŞALLAH...

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Ramazan


Yemekten çok maneviyatı hatırlatan Sağlıklı, Mutlu, Kardeşçe Ramazan diliyorum kardeşlerim...

http://hercaimiyimneyim.blogspot.com/ okudum ve  sizinle paylaşmak istedim..
Resul-i Ekrem Efendimiz; “Ey insanlar büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı meşru kıldı.”

Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.

Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.

Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da Cennettir.

Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki; oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur: Allah der ki: Ağzı kokan şu kul şehvetini, yemesini, içmesini benim için terkediyor. Madem ki sırf benim için oruç tutmuş, o orucun ecrini ben veririm.

Şurası muhakkak ki, oruçlunun iftarını açtığı zaman reddedilmeyen makbul bir duası vardı.

Her bir iyilik için on mislinden yedi yüz misline kadar karşılık olabilir, fakat oruç başkadır. Çünkü; “Oruç benim içindir ve onun ecrini ben vereceğim.” Diyor Yüce Allah.

Kim kendiliğinden kusacak olursa, üzerine kaza gerekmez. Kim de isteyerek kusarsa orucunu kaza etsin.
Oruç bir kalkandır.

Oruç sabrın yarısıdır.

Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir. (Müslim, Sıyam 171, (1155); Tirmizi, Savm 26, (721)

Oruçlu iken vefat etmiş kimseye Allah kıyamete kadar oruç tutmuş sevabı yazar.

Oruç tutmak ruhu temizler imanı genişletir.

Zahmetsiz ganimet kışta tutulan oruçtur.

Ramazan orucu farz, teravih sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.

Oruç her Müslüman’ın iman ayıdır.

Ramazan orucunu tutup ölen kimse, Cennete girer.

Oruç tutun, sıhhat bulasınız.

Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.

Oruçlunun uykusu ibadettir.

Cennet’in bir kapısı var, adına “Reyyan” derler, oradan ancak oruçlular girebilir.

Yemekten ve içmekten kesilmek oruç değildir. Oruç, çirkin söz söylemekten, kötü temastan, nefsin boyunduruğundan kurtulmak ve fena hareketlerden sakınmaktır.

Yalanla, gıybetle zedelenmeyen oruç, fenalıklara siperdir. Oruçlu olan bir kimse, bir müminin aleyhinde dedikodu ve ona eziyet etmedikçe, iftar edinceye kadar ibadettedir.

Her bir iyilik için on mislinden yedi yüz misline kadar karşılık olabilir, fakat oruç başkadır. Çünkü oruç benim içindir ve onun ecrini ben vereceğim.

Bizim orucumuzla ehl-i kitabın orucu arasında hudut, sahur yemeğidir. (Müslim, 6, 60)

Kim iman ederek ve sevabını Allah’tan umarak ramazan orucunu tutarsa önceki günahları affedilir.

Ramazan’da orucunu tutup da Şevval’den de altı gün tutan kimse bütün sene oruç tutmuş gibidir. (R. Salihin, 1259)

Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki; oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur: Allah der ki: Ağzı kokan şu kul şehvetini, yemesini, içmesini benim için terk ediyor. Mademki sırf benim için oruç tutmuş, o orucun ecrini ben veririm.

13 Haziran 2013 Perşembe

çook üzücü bu açık birine de yapılsa aynıdır türbanlı birinede ama böyle yaparak daha çok gözden düşüyorlar

Yerlerde Sürüklenen O Anne Konuştu


Başbakan Erdoğan'ın 'Yerlerde sürüklediler' dediği anne Z.D, o dehşet anlarını anlattı: "Bir taraftan ‘Bu üllkenin gerçek sahibi biziz, anladınız mı ulan' diye bağırıyorlar, bir taraftan tekmeliyorlardı....

Başbakan Erdoğan AK Parti grup toplantısında ‘Çok önemli bir yakınımın gelinini yerlerde sürüklediler' dediği anne Z.D. Star gazetesinden Elif Çakır'a konuştu. İşte Z.D'nin yaşadığı o dehşet anları:

"Tam bir haftadır kalbimin üzerinde bir ağrıyla yaşıyorum ve her geçen gün o ağrının şiddetiyle yüreğim biraz daha sıkıştığını hissediyorum.
Günlerdir olur olmaz yerde kusuyorum. Kusuyorum, kusuyorum, kusuyorum ama bir türlü içimdeki o lanet olası şey çıkmıyor.
En olmadık yerlerde ağlamaya başlıyorum ‘niye ağlıyorsun? dedikleri anda boğazıma kocaman bir yumru gelip tıkandığını hissediyorum.
Günlerdir elimde tuttuğum bir fotoğraf karesiyle izliyorum, televizyonlardaki Gezi Parkı eylemcilerinin ‘masumiyetini' anlatan haberlerini.
Esprili çocuklarmış!
Çevre duyarlılığıymış!
Yaşam tarzına müdahaleymiş!
Erdoğan diktatörmüş! AK Parti demokrasi konusunda samimi değilmiş!
Elimde 25 yaşında bakmaya kıyamayacağınız kadar masum, gencecik bir anne ve altı aylık bebeğinin fotoğrafıyla izliyorum olan biteni.
Ve geceleri bir albasması gibi çöküyor üzerime, bağırıyorum bağırıyorum ama kimsecikler duymuyor, sonra sesimin çıkmadığını çıkamadığını fark ediyorum.
Yüreğimdeki o sıkışmışlık hissiyle, çaresizlik hissiyle günlerdir elimdeki o fotoğraf karesini o annenin ve bebeğinin yaşadıklarını herkesin hepinizin gözünün içine sokup ‘Bu mu masumluğunuz? diyerek avazım çıktığı kadar bağırmak istedim... Ama sustum. Hepimiz sustuk. Ben ve olayı bilen bütün arkadaşlarımız tek kelime etmeden sustuk.
Soru sormaya utandım
‘Efsane' demiştik ‘Provoke amaçlı uydurma haber' demiştik ‘Özür dileriz' diyeninden...
Gezi'si de batsın Topçu Kışlası da, böyle bir gözü dönmüşlüğü artık savunmamız mümkün değil diyeninden Gezi Parkı masumiyetini yitirmiştir diyenine...
O gencecik anne ve altı aylık bebeğiyle savcılığa suç duyurusunda bulundukları günün akşamında buluştum.
O kadar zarif bir o kadar naif gencecik bir anne henüz 25 yaşında.
Ve yanında bebek arabasının içerisinde mini minnacık altı aylık bir kız bebeği. Minicik ayakları ve kolları, gözü dönmüş caniler tarafından tırmalanmış o minicik sabi, o kadar sevimli o kadar pozitif ki bebek arabasının içerisinde ağzında emziğiyle sürekli gülümsüyor.
Ben hiç araya girmedim. Hiç soru sormadım. Hem soru sormaya utandım. Hem de eğer sorarsam anlatmaktan vazgeçer diye korktum.
Çünkü kayınpederi, yaşadıklarının kendisi adına utanç verici bir şey olmadığını, bunun kendisine özel bir durum olmadığı konusunda ikna etmeye çalıştığını biliyordum.
Ve iki gün boyunca haber bekledim ‘ne kadarını anlatırsa o kadarını dinleyeceğim' diye... O anlattıkça benim gözlerim büyüdü. O vahşeti gözümde canlandıramadım bile...
Sarsıldım.
Başörtüsü haa... Vurun şuna...
Genç anne ‘biliyor musunuz bebeğime bile acımadılar' diyor utanç içerisinde yüzüme bakmadan.
Gözlerini bir yere sabitledi hiç ama hiç yüzüme bakmadan, kısık bir sesle, sanki çok gizli bir şey anlatıyormuş tedirginliğinde anlatmaya başladı.
"Ağaçlar kesilmesin Taksim'e AVM yapılmasın diyerek bir grup duyarlı insanların Gezi Parkı'nda eylem yaptıklarını biliyordum. Arkadaşlarımla birlikte Cumartesi günü Adalar'a gitmeyi planlamıştık. Gittik. Ve Adalar'da olduğumuz için gün içerisindeki gelişmelerden haberim olmadı. Telefonumda şarjım bitmek üzereydi, eşimi aradım ve geleceğim saati söyledim kendisine. Tam tahmin ettiğim gibi vapurdayken şarjım bitmiş. İskelenin oradan bir telefonla eşimi arayıp geldiğimi haber verdim o da yolda olduğunu söyleyip iskelenin karşısına geçmemi söyledi.
O esnada Kabataş'taki kalabalığı fark ettim. Gezi Parkı eylemcilerine destek eylemi olduğunu düşündüm.
Elimde bebek arabası yolun karşısına geçtim.
Ve beklemeye başladım.
Bir anda ‘Bakın Tayyip'in ...... burada gelin onu...' diyen sesler duydum ve arkama baktığımda 25-30 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim kadınların bana karşı öfkeli bakışlarını görünce benden bahsettiklerini anladım.
Ne olduğunu anlayamadığım bir anda üzerleri çıplak, elleri deri eldivenli, başlarında tuhaf bantlı 70-100 kadar adamın ortasında kaldım.
Bebek arabam elimden gitti.
Bir kadın "Ne geldiyse bu ülkenin başına bunların başörtüsü üzerinden geldi vurun şuna" deyince, bir adam arkamdan tekme tokat vurmaya başladı.
Sonra bağırmaya başladılar. Devrim yaptıklarını, ihtilal yaptıklarını, ülkeyi bize teslim etmeyeceklerini, Erdoğan'ı asacaklarını, Erdoğan'ı da hepimizi de tek tek .....
Bir taraftan "Bu üllkenin gerçek sahibi biziz anladınız mı ulan" diye bağırıyorlar, bir taraftan tekmeliyorlardı.
‘Kutsal başörtüymüş, görün bakalım kutsalı size neler yapacağız' diyerek aklınızın bile almayacağı şekilde küfrettiler, vurdular, vurdular... ‘Asacağız Erdoğan'ı anladın mı' diye bağırdılar.
Hangi birini söyleyeyim nasıl anlatayım yaptıkları küfürleri. Bir amcaydı sanırım müdahale etmeye çalıştı onu da öldüresiye dövdüler kızıyla birlikte.
Sonra uzaklaştılar. İnönü stadına doğru uzaklaştılar. O sırada tamamen kendimi kaybettim. Ondan sonra ne olduğunu hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde üzerim idrar kokuyordu. Yerimden kalktım bebeğimi bulmaya çalıştım.
Artık haber dinleyemiyor
Bu genç gelin İstanbul Bahçelievler ilçe Belediye Başkanının gelini Z.D.
Hiç oraya buraya olayı çekmeye çalışmayın. Bu vahşeti yapanlar, o genç anneye bir siyasetçinin gelini olduğu için yapmadılar.
Olay yargıya intikal etti.
Valiliğin emniyetin elinde mobese kayıtları mevcut. Her saat başı yıkanma ihtiyacı hissediyor. Dışarıya çıkamıyor. Altı aylık bebeği sütten kesildi. Televizyonlara bakamıyor. Gezi Parkı eylemleri deyince panik atak geçiriyor. Yaşanan vahşet sadece bu olsa birkaç marjinal ortalığı provoke ediyor der geçeriz.
Ama öyle değil.
Bugün Gazetesi'nden Zeynep Ceylan'ın başörtülü ablasına metroda ‘Ben senin gibi böceklerle savaşmaktan geliyorum' diyerek tekme tokat saldırıp küfredildi.
Bu olayda yargıya intikal etti.
Eski AK Parti Güngören ilçe başkanı Abdullah Başçı yine Gezi Parkı eylemlerine destek veren gruplar tarafından aynı sebep ve öfkeyle boğazından bıçaklandı.
Bu olay da yargıya intikal etti.
Halk dersini verecektir
Ve yargıya intikal etmeyen ‘Tayyip'i asacağız bu ülkeyi size bırakmayacağız' diyerek dövülen, küfredilen onlarca başörtülü kadın. Şimdi kalkıp bir kez daha Gezi Parkı eylemleri masum, burada başörtülü, başörtüsüz, dinlisi dinsizi her görüşten, inançtan insanlar buraya toplanıyor bizim bir tek amacımız özgürlüklerimiz desenize.
AK Parti niye miting yapıyor diyenler, ortamın gerilmemesi için AK Part miting yapmasın diye vıdı vıdı edenler... AK Parti tam da bu sebeplerden dolayı o mitingleri yapmalı.
O mitingleri yapmalı ki ‘Tayyip'i devireceğiz bu ülkeyi geri teslim alıyoruz' diyen it kopuk gerçekte ne olduğunu anlayıp hezeyanlarından vazgeçsinler. Darbe hezeyanlarına tutulmuş çapulcular, sizi bırakın CNN'i İnterneyşınılı gelse kurtaramaz.
Menderes'i ASTINIZ, Özal'ı ZEHİRLEDİNİZ ama Erdoğan'ı YEDİRMEYECEK bu halk size...
İNFİALE SEBEP OLUR DİYE İÇİMİZ KAN AĞLAYARAK SUSMAYI TERCİH ETTİK
Öfkemize sahip çıktık. Evlerinde oturup ‘Koşun! Taksim'de, Hatay'da, İzmir'de, Beşiktaş'ta, kan gövdeyi götürüyor. Polis masum insanlara şiddet uyguluyor!" vesaire vesaire diyerek sosyal medyadan çığırtanlık yapanlara televizyonlara çıkıp ‘Erdoğan diktatörleşti, diktatöre karşı sokaklara dökülüyoruz' diyenlere rağmen sustuk.
Gezi'deki gençleri arkasına alan gözü dönmüşlere rağmen sustuk. Çünkü o gözü dönmüşlerin, ülkeyi kaosa sürüklemek adına o gençlerden birkaçını dahi hiç acımadan öldürebileceğini gördük ve ÜLKEDE BİR İNFİAL OLMASIN DİYEREK SUSTUK.
Susmak, konuşamamak ne zormuş Rabbim diyerek sustuk hem de...
Nihayet...
Salı günü Başbakan Erdoğan AK Parti grup toplantısında ‘Çok önemli bir yakınımın gelinini yerlerde sürüklediler' deyince yeniden ağlamaya başladım. Geçen hafta Abdülkadir Selvi'yle telefonda konuşmuştuk. Sarsıla sarsıla ağladığımı hatırlıyorum. Abdülkadir ‘Elif yazılması lazım yazmalısın!' dediğinde ‘Bu iğrençlik nasıl yazılabilir, nasıl kağıda dökülebilir ki... Ya başka kötü şeylerde olursa' deyip susmamız gerektiğini söylemiştim.
Zira gazetemin yöneticileriyle birlikte ‘Bu dönemde sakin olalım. Gezi Parkı'nda gerçekten samimi gençler ve insanlar var.
Susmak zor. Ama bir infiale sebep olur!" kararı almıştık. Gerek Gezi Parkı eylemlerinin arkasında başka oyunların olduğunu anlatabilmek adına gerekse de Erdoğanfobiklerin gözünün ne kadar dönmüşlüğünü anlatabilmek adına, kimlik deşifresi yapılmadan ve oldukça makul bir dil kullanarak ‘genç bir anne ve altı aylık bebeği' kodlamasıyla sosyal medyada yazıldı.
Gezi Parkı eylemleri süresince açılan binlerce feyk hesap üzerinden ve Gezi provokatörlerince, arkadaşım Halime Kökce, ben ve ‘anne bebeği' haberini twetter'den reetwet yapanlara ağza alınmayacak küfürler savruldu.
Elbette yaşanan hadiseye inanamayanlar hatta bunun bir ‘karşı savunma ve internet efsanesi' olduğunu söyleyen arkadaşlarımız da çıktı.
Başbakan Erdoğan'ın AK Parti grup toplantısından sonra Abdülkadir Selvi ‘Başbakanın sözünü ettiği gelin' başlığıyla köşesinde yazabildiği kadarını kaleme aldı. Görünen o ki ‘İnsanın kanını donduracak kadar korkunç onlar utanmıyorsa biz niye utanalım yazılmalı' diyen Abdülkadir Selvi de bazı şeyleri açıkça yazmaktan haya etmiş.
Abdülkadir'in yazısından sonra telefonlarım susmak bilmedi."
KAYINPEDERİ: BEBEĞİYLE HIRPALANDI
Başbakan'ın "yakın arkadaşım" dediği Z.D'nin kayınpederi belediye başkanı da Radikal'den Ömer Erbil'e konuştu:
Başbakan Tayyip Erdoğan , salı günü grup toplantısında Gezi Parkı olaylarına değinirken, "Çok önemli bir yakınımın gelinini yerlerde sürüklediler" dedi. Geçen hafta başörtülü birinin hakarete maruz kaldığı ve yerlerde sürüklendiği yönünde bize bir duyum geldi. Konu kısmen Twitter'da bir iddia olarak dile getirildi. Hakarete maruz kalan ismin İstanbul 'da bir ilçe belediye başkanının gelini olduğunu öğrendik. Radikal olarak iddianın üzerine gittik. Başkan'a ulaştık, konuşmayacağını söyledi. Taraflardan teyit alamadığımız için böylesine ciddi bir iddiayı sayfalarımıza taşımadık. 

Yenişafak gazetesinden Abdulkadir Selvi dün köşesinde konuyu gündeme getirince bir kez daha başkanın kapısını çaldık. Başkan günlerdir konuşmuyor. İnfialden korkuyor. Bir yandan da psikolojisi bozulmuş oğlu ve gelinini düşünüyor. İsmini veremeyeceğimiz o belediye başkanı ile makamında dün buluştuk. "Geçmiş olsun başkanım" diye söze girdim. Karşılığı ise "O da nereden çıktı" oldu. "Başkanım ortada ciddi bir iddia var, doğrusunu sizden duymaya geldim. Aile haklarınıza saygı duyuyor, yaşadığınız hadiseyi isminizi vermeden yazmak istiyorum, Başbakan dile getirince bu hadise nasılsa ortaya çıkar" dedim. Başkan söze "Çok kötü hadiseler olmasından korkuyoruz" diyerek başladı. Olayların bir çevre eylemi olmaktan çıkıp hükümeti devirmeye dönüştüğünü söyledi. Sonra konu malum olaya geldi. Başkan, gözleri dolarak anlatmaya başladı: 
"Gelinim Adalar'dan Kabataş'taki iskeleye gelmiş. Oğlum arayıp ‘Trafiğin içindeyim yolun karşısına geç' demiş. İskeleden karşıya geçerken bir anda bir grup göstericinin sözlü ve fiziki tacizine uğramış. Hiç karşılık vermemiş. Buna rağmen başörtüsü çekilmiş, bebek arabası sarsılarak hırpalanmaya başlamış. Yerde tekmelenmiş. Gelinim o kargaşada bir ara bebeğini kaybetmiş. Onu bulmaya çalışmış. Vücudu morluklar içinde. Altı aylık bebeğin elleri, kolları çizik içinde. Bebekten ne istediler? O sırada yolun karşısında türbanlı bir kıza ve babasına da saldırmışlar. Oğlum trafikte olduğundan olaylar bittikten sonra ulaşabilmiş. Savcılığa şikâyette bulunduk. Savcı bey de bizim ifademize henüz müracaat etmedi. Olayın travmatik tarafını çocuklar atlatmaya çalışıyor. Sayın Başbakanım arayıp geçmiş olsun dileklerini iletti. Nikâh şahitliğini kendileri yapmıştı. Başbakan'la dostluğumuz uzun yıllara dayanır. Mesele benim gelinim ya da AK Partili birine yapılması değil. Kime yapılsa aynı tepkiyi gösteririz. Vali Bey ve Emniyet Müdürümüz de arayıp geçmiş olsun dileklerini ilettiler. Sorumluların yakalanacağını düşünüyorum." 

MOBESE'den savcılığa 

Başkana olaya ilişkin bir görüntü olup olmadığını sordum. "Benim izlediğim bir görüntü yok" cevabını verdi. 
Diğer yandan soruşturma dosyası genel soruşturma bürosundan özel soruşturma bürosuna gönderildi. Soruşturma, eski özel yetkili mahkemeler savcısı Rasim Işık Altın tarafından yürütülüyor. Dosyaya henüz MOBESE görüntülerinin gelmediği, bunun için İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne önceki gün yazı gittiği öğrenildi. Şikâyetçi Z. D'nin ifadesinde olayın saat 20.00'de gerçekleştiği, başından sürüklendiği, başörtüsünün çekildiği, tokat atıldığı, yere düşünce tekme vurulduğu, darp raporu olduğu bilgileri yer aldı. Şüpheliler hakkında hakaret ile yaralamadan dava açılmasının istendiği belirlendi. 

Z.D.'ye saldırının olduğu Kabataş İskelesi ve çevresinde beş MOBESE kamerası var. Görüntüler İstanbul Emniyeti'nde özel bir odada kayıt altına alınıyor. Savcılığın isteği doğrultusunda olay gününe ait kayıtlar savcılığa iletilecek. 

Selvi ne yazmıştı? 

"İstanbul'da büyük bir ilçe belediye başkanının gelini Z.D. 1 Haziran Cumartesi sabahı arkadaşlarıyla Adalar'a gidiyor. Yanında bebeği var. Akşam vapuruyla Adalar'dan döndükten sonra, Kabataş İskelesi'nden kocasını arıyor. Eşi, Kabataş İskelesi'nin karşısına geçip beklemesini, almaya geldiğini söylüyor. Kabataş İskelesi'nin karşısına geçerken bir grup eylemciyi görüyor. Bunların Gezi eylemcileri olduğunu fark ediyor, hatta çevre ve ağaç eylemi yaptıkları için de en ufak bir rahatsızlık hissetmiyor. Ama ne oluyorsa o sırada oluyor. Grubun içinden birkaç kadın, ‘Tayyip'in…' diyerek önce sataşmaya daha sonra saldırmaya başlıyorlar. ‘Ne geldiyse bundan geldi' diyerek başörtüsünü çekiyorlar, genç anneyi tekmeleye başlıyorlar. Bu sırada grubun içinden bazı erkekler de vurmaya başlıyor. Olay yerindeki bir adam müdahale edip, genç anneyi kurtarmaya çalışıyor. Onu da dövüyorlar. Bebek arabasını parçalıyorlar, genç anneyi tekmeliyorlar."
Kaynak: Star gazetesi - Radikal

9 Nisan 2013 Salı

Hz. Ali buyurur ki;


HZ. ALİ

* Dedikodu, acizin çalışması ve karıdır.
*Edep, aklın dış görünüşüdür.
*Kıskanç kimse, günahsıza sinirlenir ve kin besler.
*Cehaletten büyük dert olmaz.
*Çok özür dileme vakar kırıcıdır.
*Para, heva ile hevesi, ihtirası ve iştihayı tahrik eder.
*Dost ona de ki, dostluğunu, arkadaşlarının felaket ve sıkıntılı zamanında göstersin.
*Yumuşak dal yaprakla örtülür.
*Merhamet ve ibadetin en iyisi, gizli yapılandır.
*Akıllı adamın dili, kalbi emrindedir.
*Budalanın dili ise ona hükmeder.

29 Mart 2013 Cuma

Dünya ve Ahiret Efendimizsin

| Dünya ve Ahiret Efendimizsin

Bir Ulü'l-emr idin emrine girdik
Ezelden bey'atli hakanımızsın
Az idik sayende murada erdik
Dünya ve ahiret sultanımızsın


Unuttuk İlhan'ı Kara Oğuz'u
İşledik seni göz bebeğimize
Bağışla ey şefi' kusurumuzu
Bin küsür senelik emeğimize

Suçumuz çoksa da sun'umuz yoktur
Şımardık müjde-i sahabetinle
Gönlümüz ganidir, gözümüz toktur
Doyarız bir lokma şefaatinle

Nedense kimseler dinlemez eyvah
O kadar saf olan dileğimizi
Bir ümmi isen de ya Rasulallah
Ancak sen okursun yüreğimizi


Suları tükendi gülaptanların
dinmedi gözümüz yaşı merhamet
Külleri soğudu buhurdanların
Aşkınla bağrını yakmada millet

Ne kanlar akıttık hep senin için
O Ulu Kitab'ın hakkıçün aziz
Gücümüz erişsin ve erişmesin
Uğrunda her zaman döğüşeceğiz

Yapamaz Ertuğrul Evladı sensiz
Can verir canânı veremez Türkler
Ebedi hadimü'l-Harameyniniz
Ölsek de ravzanı ruhumuz bekler

İdris Sabih Bey

Not:1916 nın sonundan 1919 yılının başlarına kadar Medine, İngiliz destekli Şerif Hüseyin birlikleri tarafından kuşatılmıştı. Bu ağır kuşatma şartlarında Fahreddin Paşa ve Osmanlı askerleri kahramanca bir mücadele sergilemişler ve Medine'yi korumaya çalışmışlardır. Bu müdafaa sırasında ciddi açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalacak ve kumandanlarının emri ile çekirge yemek zorunda kalacaklardır. Müdafaanın son günlerinde İngilizler sinsi bir plan neticesi Medine'ye girmeye muvaffak olurlar. Askerlerimiz esir edilecektir. Fahreddin Paşa ve askerlerimiz Medine'den ayrılırken, bir yandan göz yaşı dökmekte, bir yandan gözlerini ikide bir geriye çevirerek Efendimiz'in yeşil kubbeli türbesine bakmakta ve bir yandan da bu şiiri seslendirmekteydiler. Bu şiir, kuşatma altında, Fahreddin Paşa'nın ihtiyat mülazımı İdris Sabih Bey tarafından yazılacaktır

http://www.talhaugurluel.com/index.php


İyi Günler, 29 Mart Cuma

Talha Uğurluel Sitesi...


lütfen ziyaret edin ...


23 Ocak 2013 Çarşamba

KANDİLE DAİR

BANA ÇOK DOKUNUR SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN İLLEDE ÜMMETİM İLLEDE ÜMMETİM DEMESİ UTANIRIM ONA LAYIK OLAMAMAKTAN SEN BİZİ BIRAKMA PEYGAMBERİM ALLAHIM BİZİ AFFET LÜTFEN YAZILARINI ÇOK BEĞENDİĞİM KELAMDAN KALEME DÖKÜLEN İN BLOĞUNA BAKIN

30 Aralık 2012 Pazar

KANSERİN ÖLÜMÜ

Buğday çimi ekiniz ve yiyiniz, Buğday şırası yapınız ve içiniz. 
Kanseri engelleyen besinlerin başında atalarımızın Orta Asya'da içtikleri Buğday şırası geliyor.
 
Klasik tedavi yöntemlerini reddeden tüm doktorların ortak iddiası, buğday çimi yenilmesi ve buğday şırası içilmesi Pakistan'daki Hunzakut Prensliği'nde kanserden ölüm yok. Ayrıca Hunzakutlular, acı badem ve kayısı çekirdeğini yiyorlar ve kansere yakalanmıyorlar. Türkiye'de acı badem ve kayısı tüketilen bölgelerde kanser vakalarının azlığı dikkat çekiyor.

 Ödemiş'le Salihli arasında, binbir efsaneye konu olmuş Bozdağ'ın eteklerinde cennet gölcük kıyısında kanseri yenen, bu zaferi kazandıktan sonra mücadelesi herkese örnek olsun diyerek bir de kitap yazan Doktor İlhami Güneral ile sohbetimiz sürüyor.
 
Önemli olan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesidir.
 Bağışıklık sistemini güçlendirmek çok da zor bir şey değildir.
 Buğday müthiş bir kanser ilacıdır.
 Buğday şırası kanseri önler ve bu önemli bir bitkisel tedavi aracıdır.
 Buğday çimi, bol klorofil maddesi dışında 100 kadar vitamin, mineral ve besin maddesi içerir.
 Taze olarak kullanılan Buğday çiminde, aynı ağırlıktaki portakaldan 60 kez daha fazla C vitamini ve aynı ağırlıktaki ıspanaktan 8 kat fazla demir bulunmaktadır.
 Buğdayın bir başka özelliği ise kandaki toksinleri nötralize eden maddeler içermesidir.
 Sıvı oksijenle dopdolu olan buğday çimi doğanın en güçlü anti kanseri olan 'laetril' içermektedir. 
Izgara etler ve füme besinlerin kanserojen maddeler taşıdığı kanıtlanmıştır. (Japon Bilim Adamı Nagivara)
 
Japon Bilim Adamı Nagivara, taze buğday çiminde bu maddeyi etkisiz hale getiren enzimler ve amino asitler bulmuştur.
 
- Buğday çimini evde üretebilir miyiz?
 
- Evde de üretilebilir, küçük bir saksıda bile üretilebilir ve olduğu gibi yenebilir, evde üretemeyenlere tavsiyemiz ise buğday şırası üretmeleri....
 
- Buğday şırasını herkes üretebilir mi?
 
- Evet herkes üretebilir.
 
- İsterseniz tarif edeyim.
 
Bir bardak aşurelik buğday, önce tertemiz yıkanarak bir litrelik cam kavanoza konur.
 Üzerine 3 bardak su klorlu olmamak şartıyla ilave edilir. 
Kavanozun ağzı bir tülbentle kapatılarak serin bir yerde 24 saat bekletilir.
 Bu ilk su kullanılmaz, dökülür. 
Kavanoza yeniden 3 bardak su ilave edilir.
 24 saat bekletildikten sonra oluşan yarı gazozlu su içilmek üzere bir kaba aktarılır. 
Böylece bir bardak aşurelik buğdaydan kış aylarında günde 5 kez, yazın ise günde 3 kez şıra alınır.
 Buğday şırasının lezzeti bazılarına itici gelebilir. 
O takdirde her şıra bardağına bir C vitamini tableti eklenirse, nefis bir içecek ortaya çıkar.
 
- Az önce sözünü ettiğimiz 'laetril' buğday çiminden başka nelerde bulunur?
 
Çünkü anlaşılıyor ki, 'laetril' kanserin tedavisinde en etkin maddelerden biri...
 
Elmanın çekirdeğini de yiyin!
 
- Evet, Türkiye'de en kolay laetril'e ulaşabileceğimiz yer acı badem ve kayısı çekirdeğidir. 
Ayrıca laetril elma çekirdeğinde de vardır. Elmanın çekirdeği yenilirse çok da iyi olur. Amerika'daki ilaç sanayinin maşaları bu 'laetril' adlı ilacı yasaklatmayı başarmışlardır ama Meksika'da satılan 'laetril' bu ülkeden alınıp kaçak olarak ABD'ye sokulmaktadır.
 Laetril, vitamin ve minerallerle verildiğinde çok daha iyi sonuçlar alınmaktadır.
 
'Kanserin Ölümü' adlı kitabında Manner, laetril ile yüzde 90 başarı kazandığını söylemişti.
 
- Acı badem ve kayısı çekirdeği de laetril içeriyor öyle mi?
 
- Evet öyle. Türkiye'de acı badem ve kayısı çekirdeğinin sıkça tüketildiği yerlerde resmi bir istatistik yok ama kanser vakalarının az olduğuna inanılıyor. Resmi istatistik yapılan bir ülke var...
 
Pakistan'a komşu küçük bir prenslik olan Hunzakut'ta şimdiye kadar hiç kanser olayına rastlanmadı.
 Hanzakut'un özelliği temel besinleri kayısı ve kayısı çekirdeği...
 
- Dünyada bugün kullanılmakta olan kemoterapi ve 
radyoterapi bağışıklık sistemini bozduğunu iddia ediyorsunuz alternatif tedavilerin bir sıralamasını yapsak en öne hangisini koyarsınız?
 
- Önceliği bağışıklık sistemini güçlendiren tedavilere veririm, daha sonra biyolojik tedaviler ve bitkisel tedaviler gelir.
 Bağışıklık sistemi konusunda Alman doktor Issel'in tüm beden tedavisi bugün bu ülkedeki 60/70 klinikte başarı ile uygulanmaktadır.
 Başarılı bir yöntem: Tüm beden tedavisi
 
- Tüm beden tedavisi nedir?
 
- Joseph Issel de bizim gibi kanseri lokal bir hastalık olarak değil, tüm vücudu ilgilendiren sistemik bir hastalık olarak ele alıyordu. 
Ona göre vücutta sürekli olarak kanser hücreleri ürüyor fakat sağlıklı bir bağışıklık sistemi bu hücreleri hemen tahrip ediyordu.
 Issel'in bir diğer tedavi yöntemide, ayda bir olmak üzere, özel olarak muamele görmüş bir kolibasil aşısı olan Pyrifer ile ateş şoku tedavisi idi. 
Bu yöntemle hastadan bir miktar kan alınıyor, bunu ozon oksijen birleşim ile karıştırarak yeniden hastanın damarından enjekte ediyordu. 
Binlerce kanser hastası bu yöntemle iyileşmişti.
 Eski Sovyetler'de, şimdiki Rusya'da bu yöntem halen kullanılıyor.

 Dr. Serap KIRMIZI
 Uludag University
 Faculty of Science and Arts
 Department of Biology
 16059 Gorukle/Bursa TURKEY
 
OKUDUYSAN ve BEĞENDİYSEN ,BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISIN?
Buğday çimi ekiniz ve yiyiniz, Buğday şırası yapınız ve içiniz.
Kanseri engelleyen besinlerin başında atalarımızın Orta Asya'da içtikleri Buğday şırası geliyor....

Klasik tedavi yöntemlerini reddeden tüm doktorların ortak iddiası, buğday çimi yenilmesi ve buğday şırası içilmesi Pakistan'daki Hunzakut Prensliği'nde kanserden ölüm yok. Ayrıca Hunzakutlular, acı badem ve kayısı çekirdeğini yiyorlar ve kansere yakalanmıyorlar. Türkiye'de acı badem ve kayısı tüketilen bölgelerde kanser vakalarının azlığı dikkat çekiyor.

Ödemiş'le Salihli arasında, binbir efsaneye konu olmuş Bozdağ'ın eteklerinde cennet gölcük kıyısında kanseri yenen, bu zaferi kazandıktan sonra mücadelesi herkese örnek olsun diyerek bir de kitap yazan Doktor İlhami Güneral ile sohbetimiz sürüyor.

Önemli olan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesidir.
Bağışıklık sistemini güçlendirmek çok da zor bir şey değildir.
Buğday müthiş bir kanser ilacıdır.
Buğday şırası kanseri önler ve bu önemli bir bitkisel tedavi aracıdır.
Buğday çimi, bol klorofil maddesi dışında 100 kadar vitamin, mineral ve besin maddesi içerir.
Taze olarak kullanılan Buğday çiminde, aynı ağırlıktaki portakaldan 60 kez daha fazla C vitamini ve aynı ağırlıktaki ıspanaktan 8 kat fazla demir bulunmaktadır.
Buğdayın bir başka özelliği ise kandaki toksinleri nötralize eden maddeler içermesidir.
Sıvı oksijenle dopdolu olan buğday çimi doğanın en güçlü anti kanseri olan 'laetril' içermektedir.
Izgara etler ve füme besinlerin kanserojen maddeler taşıdığı kanıtlanmıştır. (Japon Bilim Adamı Nagivara)

Japon Bilim Adamı Nagivara, taze buğday çiminde bu maddeyi etkisiz hale getiren enzimler ve amino asitler bulmuştur.

- Buğday çimini evde üretebilir miyiz?

- Evde de üretilebilir, küçük bir saksıda bile üretilebilir ve olduğu gibi yenebilir, evde üretemeyenlere tavsiyemiz ise buğday şırası üretmeleri....

- Buğday şırasını herkes üretebilir mi?

- Evet herkes üretebilir.

- İsterseniz tarif edeyim.

Bir bardak aşurelik buğday, önce tertemiz yıkanarak bir litrelik cam kavanoza konur.
Üzerine 3 bardak su klorlu olmamak şartıyla ilave edilir.
Kavanozun ağzı bir tülbentle kapatılarak serin bir yerde 24 saat bekletilir.
Bu ilk su kullanılmaz, dökülür.
Kavanoza yeniden 3 bardak su ilave edilir.
24 saat bekletildikten sonra oluşan yarı gazozlu su içilmek üzere bir kaba aktarılır.
Böylece bir bardak aşurelik buğdaydan kış aylarında günde 5 kez, yazın ise günde 3 kez şıra alınır.
Buğday şırasının lezzeti bazılarına itici gelebilir.
O takdirde her şıra bardağına bir C vitamini tableti eklenirse, nefis bir içecek ortaya çıkar.

- Az önce sözünü ettiğimiz 'laetril' buğday çiminden başka nelerde bulunur?

Çünkü anlaşılıyor ki, 'laetril' kanserin tedavisinde en etkin maddelerden biri...

Elmanın çekirdeğini de yiyin!

- Evet, Türkiye'de en kolay laetril'e ulaşabileceğimiz yer acı badem ve kayısı çekirdeğidir.
Ayrıca laetril elma çekirdeğinde de vardır. Elmanın çekirdeği yenilirse çok da iyi olur. Amerika'daki ilaç sanayinin maşaları bu 'laetril' adlı ilacı yasaklatmayı başarmışlardır ama Meksika'da satılan 'laetril' bu ülkeden alınıp kaçak olarak ABD'ye sokulmaktadır.
Laetril, vitamin ve minerallerle verildiğinde çok daha iyi sonuçlar alınmaktadır.

'Kanserin Ölümü' adlı kitabında Manner, laetril ile yüzde 90 başarı kazandığını söylemişti.

- Acı badem ve kayısı çekirdeği de laetril içeriyor öyle mi?

- Evet öyle. Türkiye'de acı badem ve kayısı çekirdeğinin sıkça tüketildiği yerlerde resmi bir istatistik yok ama kanser vakalarının az olduğuna inanılıyor. Resmi istatistik yapılan bir ülke var...

Pakistan'a komşu küçük bir prenslik olan Hunzakut'ta şimdiye kadar hiç kanser olayına rastlanmadı.
Hanzakut'un özelliği temel besinleri kayısı ve kayısı çekirdeği...

- Dünyada bugün kullanılmakta olan kemoterapi ve
radyoterapi bağışıklık sistemini bozduğunu iddia ediyorsunuz alternatif tedavilerin bir sıralamasını yapsak en öne hangisini koyarsınız?

- Önceliği bağışıklık sistemini güçlendiren tedavilere veririm, daha sonra biyolojik tedaviler ve bitkisel tedaviler gelir.
Bağışıklık sistemi konusunda Alman doktor Issel'in tüm beden tedavisi bugün bu ülkedeki 60/70 klinikte başarı ile uygulanmaktadır.
Başarılı bir yöntem: Tüm beden tedavisi

- Tüm beden tedavisi nedir?

- Joseph Issel de bizim gibi kanseri lokal bir hastalık olarak değil, tüm vücudu ilgilendiren sistemik bir hastalık olarak ele alıyordu.
Ona göre vücutta sürekli olarak kanser hücreleri ürüyor fakat sağlıklı bir bağışıklık sistemi bu hücreleri hemen tahrip ediyordu.
Issel'in bir diğer tedavi yöntemide, ayda bir olmak üzere, özel olarak muamele görmüş bir kolibasil aşısı olan Pyrifer ile ateş şoku tedavisi idi.
Bu yöntemle hastadan bir miktar kan alınıyor, bunu ozon oksijen birleşim ile karıştırarak yeniden hastanın damarından enjekte ediyordu.
Binlerce kanser hastası bu yöntemle iyileşmişti.
Eski Sovyetler'de, şimdiki Rusya'da bu yöntem halen kullanılıyor.